İçeriğe geç

ZİHNİMİZDE KABUL EDİLMEYİ BEKLEYEN O KÜÇÜK ÇOCUK

Duygularımızı inkar etme konusunda oldukça başarılıyız ve çok güzel her şey yolunda gidiyormuş gibi davranıyoruz. Bunun birçok sebebi olmakla beraber, genellikle bilinçaltımızda olan bitenden bir haber oluşumuz, iç sesimizle bağlantımızı yitirmemiz, enerji dengesizliğimiz ve farkındalık kazanamamamız bu davranışlara neden oluyor. Bilinçaltımızdaki kayıtların farkına varamıyoruz ya da bunu gerçekten istemiyoruz. Çünkü bilinmeyenden ve olabileceklerden korkuyoruz. Oysa bastırdığımız şeye doğru gidebilmek ve ortaya çıkmasını sağlamak, bununla yüzleşmek bize duygusal özgürlüğün sonsuz kapılarını aralayacak. Duygusal özgürlük oraya varabilmek ve kabule geçmekle mümkün.

Hepimiz çocukluğumuzda, ebeveynlerimizin ya da etrafımızdaki diğer kişilerin bir şekilde bilmeden yol açtığı utanç duygularıyla yaşayabiliyoruz.  En basitinden, evde olsalar da sizinle ilgilenmeyen anne ve baba, terkedilmişlik duygusuna yol açabiliyor. Gelişme çağıyla birlikte bu duygu kişinin zihnine “Ben yeterli değilim” “Ben sevilmeye layık değilim” diye kodlanabiliyor. İşte bu duygularla nasıl baş edeceğini bilememek, zihinde kodlanan bu yetersizliği başka şeylerle telafi etme çabasına, bazen kendini çok fazla yemeğe vermene, bağımlılıklara bulaşmana, sürekli alışverişe çıkmana, ilgi çekme çabalarına dönüşebiliyor. İnsanların gözüne girebilmek, zihindeki o boşluğu doldurabilmek için, bilinçaltımızda var olduğunu dahi bilmediğimiz ve bir türlü kurtulamadığımız nafile bir çırpınış içinde olabiliyoruz. Kendimizi çok farklı yöntemlerle ispatlama çabasına girebiliyoruz. Hatalarımızla, zayıflıklarımızla var olmak ve bunu kabule geçmek mümkün gibi gelmiyor. O boşluk öyle dışarıdan da kolaylıkla dolmuyor zaten. Kim bugün kendi başarısını engellemesini, altı yaşında okul arkadaşlarının onu başarısı karşısında yalnız bırakmalarına bağlayabilir? Kim bugün kilolu olma sebebinin dört yaşındayken annesinin ona herkesin içinde bağırması olduğunu fark edebilir? Tabi ki bu kayıtlara ulaşmak öyle sadece pozitif düşüncelere odaklanarak kendiliğinden gerçekleşmiyor. Halının altına süpürdüğünüz ve unuttuğunuz o duyguları oradan çıkarıp, onlarla yüzleşmek gerekiyor. Pozitif düşünmenin kimseye zararı yok, hatta olumlu bir zihin, bunları gerçekleştirmenin ilk şartı. Fakat hiçbir şey kendiliğinden olmuyor. Okumak, araştırmak, öğrenmek, gerekirse yardım alarak uygulamak gerek. Tüm bunlar için de kendine zaman ayırmak gerek. Belki de zihninizdeki o küçük çocuğa,  en derin ve içten sevgilerinizi gönderip, onu kabul etmenin zamanı çoktan geldi.

Join the conversation

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir