İçeriğe geç

AH CANIM KALBİM…

“Kalbin kendine has nedenleri vardır ki, akıl hiçbir zaman anlayamaz”

                                                   Pascal (Fransız Matematikçi, Fizikçi ve Teolog)

Yazılarımda bedenimizde bulunan enerji istasyonlarına (çakra) dair bilgilere sık sık yer veriyorum. Bunlardan biri de kalp çakrasıdır. “Kalp gözü temiz olanlar, diğer insanları bu gözle görür” der eskiler. Ne kadar da güzel bir tespittir. Kalp çakrası gelişmiş kişiler eylemleri, o eylemlerin dünyada sebep olabileceği sevgiyi ya da sevgisizliği farklı bir bakış açısıyla değerlendirirler. Kalp çakrası baskın insan; akıldan çok kalple, mantıktan çok duygularla hareket eder. Kalbe ek olarak perikardiyum( kalp zarı), timüs ve ciğerler de bu çakra içinde yer alır. Perikardiyum, kalbi saran ve koruyan bir kese gibidir. Her organın kendine ait savunma sistemi varken, kalp kendini koruyamayan tek organdır.  Perikardiyum, kalbi diğer organların tutarsız taleplerinden korumaya çalışır. Kalp; hayat veren sıvısını, ihtiyacı olan her şeye sevgi ile pompalar. Kalp; yalnızca sevgi için yaratılmıştır, savaş veya kavga için değil. Modern dünyanın getirdiği sorunlardan biri de kalp çakranın pek çok kişide yeterince gelişmemiş olmasıdır. Enerji uygulamaları yaptığım zaman, en sık karşılaştığım sorunlardan biri kalp çakrasının dengesiz çalışmasıdır. Diğer çakralarla denge içinde olmayan kalp çakrası, insan ilişkilerinde sorunlar yaşamamıza neden olur. Mesela pek çok insan kendi tanımı ile çok fazla sever. Kendisini diğer insanların yaşadıkları acılarla çok fazla özdeşleştirir. Bunun sonucunda duygusal anlamda engel ve bağımlılık yaratır. Başarılı ilişkiler yürütemeyen bir hale gelir. Mantığın giremeyeceği kadar çok severek, karşı tarafın da kendisinin de deneyimlerini yaşamasına, gelişmesine izin vermez ve bir anlamda her ikisi de engellenme hissiyle baş başa kalır.  Sonu hüsran olur.  Bu olumsuzluğu yaşamamak için kalp çakrasını dengede tutmak gerekir.  Modern dünyada kalp, sadece kan pompalama görevi yürüten bir organ olarak kabul edilir. Oysa tüm kadim topluluklar, çoğu yerli kültür, düşüncenin beyinden değil, kalpten geldiğine inanır. Bu inançta çok da haksız sayılmazlar. Yakın dönemde bilim insanları, kalbin bir anlamda düşündüğünü ispatladılar. Kalbin bir sinir sistemi olduğu ve ne kadar hızlı çarpacağı gibi konularda beyinden bağımsız hareket ettiği belirlendi. Kalbin ürettiği elektrik dalgası, beynin ürettiğinden elli kat daha büyük ve bin kat daha güçlüdür. Bunun sonucu olarak kalp, beyin ve diğer organların ritmini kendi ritmine denk bir senkronizasyona çeker. Tıpkı aynı odada olan tüm saatlerin tik taklarının, sarkacı büyük olan saatle senkronize etmesi gibi.

Join the conversation

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir